Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

crazy_frizzy

Şiir Sesli Şiir Video Aşk Hikayeleri Flash Animasyonlar

Haziran 2008 tarihli yazilar (sayfa 1)Haziran 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Martılar Siyah Baba - Ersin HOŞGENÇ


 

 

Köhne, tuzlu bir yaşamdan yazıyorum,
Merhaba diye başlamak istiyorum...
Gecenin berrak dökülüşü aklıma geliyor,
Usulca yanağıma kondurduğun busen
...ve yastığımın altına sıkıştırdığın gofret
Sonra, sonra annemden gizli bıraktığın harçlıklar...



Paylaşmanın buharı kızarmış bir tavukta,
Yeni fırından çıkmış birkaç pidede esiyor
...ve “Hadi oğlum kalk” diyen sesin
Kulaklarımda çınlıyor baba...
Yüreğimde yankılanıyor,
“Sizsiz boğazımdan geçmez” deyişin...




Elin midende, göğsün direksiyonda,
Bir gece yarısı mide kanaman
...ve bir sabaha karşı kaza haberin
Kulaklarımda çınlıyor
...ve ben daha beş yaşındayım baba
Yürek, kaşındaki derin izlerde boğuluyor...



Uzaklardan, ağların çekildiği derin mavilerden yazıyorum,
Pul pul hatıralar takılıyor gözlerime
Enginlerde kayboluyorum baba...
Şavkı vururken ayın, gecenin esrarına bir beyazlık düşüyor
Sen geliyorsun yüreğimin baş ucuna
...ve hiç gitmiyorsun baba...



Tuhaf, çok isterdin de, bir şiir yazamazdım sana,
Elim varmazdı kağıda, kaleme
Boğazıma bir şeyler sarılırdı,
Karabasanlar çökerdi yüreğime
Durur kalırdım taş gibi, kaskatı
Sonra, sonra içimden geçirirdim,
Bir gün, elbet bir gün yazarım diye...



Demek, gecenin dehlizlerinden ağlar çekilirken,
Ben deli divane sana susarken,
Düşerken yıldızlar pul pul ellerime,
İçimde derin sancıları çekerken
...ve sen, hudutsuz özleminle, gönlüme çökerken
Bu gece sana yazacakmışım baba...



Bir bisiklet için kurduğum hayallerde
Hep sen suçluydun çocuk yüreğimde...
Nerden bilebilirdim, yokluk mertliği bozar baba,
Yoksa hangi baba istemez? .. bir çocuğa
Gökkuşağına çengel atıp, bir sal yapıp kaydırmayı...



Yıllar geçiyor baba, yaşlılık saçlarına düşüyor,
Derin izler yüzüne, dökülen dişlerine
Kalbine vuruyor ve dizlerine yıllar...
Ömrün en orta yerindeyim baba,
Yıllar önce sen gibi, bir bisikletin yükü sırtımda,
Nerden bilebilirdim? .. yokluk adamlığı bozar baba...



“Yara en çok kanarken yakışırmış adama” diyorlar,
İçim almıyor tükenişleri, gidişleri
Burada olsaydın şimdi, anlatırdım
“Bir kıza sevdalandım” derdim,
Ellerim yine çok üşüyor baba,
Martılar neden böyle siyah baba? ..



Canım sıkılıyor, zırhlı birliklere teslim ettiğin gün,
“Yak bir sigara”, deyişin kulaklarımda ağrıyor,
Sen nasıl bir adamdın baba? ..
Yüreğin ne kadar engin,
Baba yüreğim kanıyor,
Duman duman hasret tütüyor her yanım baba...



Şimdi düşsem şu dalgalara boğulur muyum? ..
Yine tutar çıkartır mısın baba? ..
Yoksa duymaz mısın sessiz çığlıklarımı tuzlu sularda? ..
Martılar siyah baba, martılar siyah
Çığlıkları gecenin ahengini boğuyor baba
Baba, baba korkuyorum, tuzlu bir yaşamın arasında,
Martılar siyah baba, martılar siyah…


Şair : Murat İnce


Seslendiren :Ersin Hoşgenç

Erkekler Hep Yalnız Ağlar

 blume1121zg7

Günlerdir sınırında yaşıyoruz aşkın,

Günlerdir uçurumunda

Bu kaçıncı atışım kendimi Kollarından yalnızlığa

 blume1121zg7

Bu kaçıncı dargınlık,

Bu kaçıncı barışma?

Belli ki Sensizliğe sürgün artık bu gözler,

Sensizliğe sürgün bu dudaklar

 bu eller Şimdi yorgun bir çınar gibi

  blume1121zg7

kalbim Artık sana değil Sensizliğe yaslanacağım

Hoşça kal güz çiçeğim hoşça kal

Seni artık gözyaşlarınla ıslanmış Yastıklara bırakacağım.

 blume1121zg7

Oysa yıllarca Yemyeşil bir orman köyünde sakladım gözlerini

Dağ başlarında çoban ateşleri yaktım üşümeyesin diye Ellerine

kör gecelerin karanlığında sarıldım

Ve haykırdım En dipsiz kuyulara adını,

blume1121zg7 

Ezberlettim seni kurtlara kuşlara

Sense beni sokaklara vurdun

Ve en zehir şarkılara

blume1121zg7 

Bilirsin Rüzgâra bıçak

Yağmura ateş

Buluta kurşun işlemez

Sende öylesine vurdun ki beni

 blume1121zg7

Artık bana Hiçbir acı kâr etmez

Neylersin Önce melekler terk etti bizi

Sonra masmavi düşler

Öpüşler, gülüşler çiçekler

 blume1121zg7

Büyüsü kalmadı artık kavuşmaların

Bundan böyle Bizi her köşede

Bambaşka bir cehennem bekler

Sende bundan böyle

blume1121zg7 

İçi boş şarkılarla avut kendini

En ucuz şarkılarla yıka kirli ruhunu....

Açılırsın Taşlar yosuna sarılır bilirsin

blume1121zg7 

Sarmaşıklar duvarlara

Geceler karanlığa

Sende yalnızlığına sarılırsın

Ve kadınsın Ağlayabilirsin gönlünce

blume1121zg7 

Gözyaşların pınarlar misali çağlar

Ama unutma ki erkeğim ben

Ve erkekler hep yalnız ağlar

Evet Seni Kovuyorum Defolllllll!!

   wwwonlinerws42qt0ps4   
Defoooool! ....

Seni kovuyorum! ...

Ne o? .. Şaşırdın mı? ! ..

Niye ki?

Haaa! .. Doğru ya! .. Sen burada değilsin ve ben “burada olmayan birini nasıl kovabilirim” değil mi? ?

Haklısın haklı olmasına da, burada olmaman kimin umurunda?

Sende buraya gelecek yüz yok ki! .. Ve hatta cesaret..

Gelsen; suratına tüküreceğimi bilirsin, hani utanmasan bile ağrına gider bu tükürük! ..

Gerçi “neden ağrına gider” onu da bilmem ya! ..

“Gururum” falan deme! .. Ederim senin gururuna..

“Haysiyeti olmayan gafil” gururu neylesin? !

Haa bu arada, “haysiyet” ne demektir bilmiyorsan bi zahmet Türkçe sözlüğe göz at! ..

13zr61pg77gi

Seni kovuyorum diyorsam kovmuşumdur, şaşırıp gelmeye kalkma! ..

Hani tesadüf bu ya, karşılaşırsak bir yerlerde, nefes bile alma.

Duyarım muyarım neme lazım dikkatli ol! ..

Senin için hissettiğim ve yaşattığım duygularım tükenip kaybolurken, yerlerini dolduran” kin, nefret, husumet, adavet ve düşmanlık” dolu hissiyatım henüz bana çok yabancı ve bunlar beni nasıl etkiler, nasıl davranırım bilemem! ..

Hakaret edebilirim, küfredebilirim ama “özür dilemem! ..”

Sana şu yada bu sebeple saygım bile kalmamış! .. Ya da bir başka deyişle “saygınlığın” kalmamış! ..

Bende bitmiş, eriyip tükenmişsin.…

O yüzdendir ki; burada olup olmamanın zerre kadar ehemmiyeti yok! .. Uzakta da olsan kovuyorum seni.

Yüreğimden, gönlümden, aklımdan, fikrimden, anılarımdan ve tüm duygularımdan kovuyorum..

Gelecek olduğun adresleri siliyorum tabelalardan, sokak isimlerini, caddeleri değiştiriyorum.

 1308738336f

Geçmiş zamanlara “gelmemiş” zamanların hakimiyetini giydiriyorum..

İçinde senin olduğun “ bütün kırık hayalleri” dinamitleyip imha ediyor ve erişemeyeceğin derinliklere gömüyorum.

Ve bütün delikanlılığım ve basiretimle ayağa kalkarak gözlerimi ufuk çizgisine dikiyor ve kaşlarımı çatarak avazım çıktığı kadar öfaaale bağırıyorum;

Defooooooooooooool! ......

Bu haykırış “sana çarpmadan” yankılanmaz gayrı.

Sen onu duymasan da “o” seni er geç bulur! .

Bu dünya da işimiz kalmadı seninle ya, ahirette ne olur onu da Mevla’m bilir! ..

Hakkımı helal etmeyeceğimi dip not olarak vermiştim zaten

Sana “gülüm” dedikçe dikenlerinle, “gül yüzlüm” dedikçe maskelerinle, “her şeyim” dedikçe hiç’liğinle, “meleğim” dedikçe şeytanlığınla, “hayatım” dedikçe ızdırabınla, kısaca; ne dediysem aaaatıyla karşılaştım ve işin asıl kötüsü ben seni “insan” sanmıştım! ..... Evet burada yoktun belki, ama anıların buradaydı, kokuların, tebessümün, hayalin yani “bütün yalanların” buradaydı! ...

İşte o yüzden kovdum seni ve sana dair ne varsa! ..

Dileğim o ki; artık gölgen bile düşmesin benim olduğum yerlere, hele selamın sabahın, hiç! ..

Gönlünde bir yerlerde, belki karanlık ve izbe bir kuytuda bana dair kim bilir ne kadar “keşke’lerin” var! ..

Ben bilirim ne olduğunu, bilirim de diyemem işte! ..

Olsun söyleyemesem de sen anlıyorsun ya, işte bu bana yeter! ..

Lakin bana yettiği gibi ömrünün sonuna kadar “seni kahretmeye de” yeter! ..

Fantasy1

Ben nevbaharını tüketmiştim bana ait ömrün ve şimdi sen; hayatının güz’ünü yani sonbaharını kaybediyorsun! ..

Seni “korkularınla” baş başa bırakıyorum, kaldı ki; hayatın boyunca en çok sevdiğin duygu buydu senin, bak onu almıyorum(!) elinden! ..

Sana da yakışıyor yani! ..

Hâlbuki neler var dilimin ucunda, zehir zemberek, yüreğini derinden acıtacak, için için kanatacak, bana lanetler okutacak! ..

Var da; kalsın şimdilik, değmez be, gerek de yok! ..

En azından “şimdilik! ..”

Unutmadan; eskiden seni düşünmekten uyku girmezdi gözlerime uyuyamazdım, şimdi ise “rüyama girme” diye çok tedirgin uyuyorum.. Umarım girmezsin! ..

Evet! .. Seni kovuyorum..

Ve kovduğum birini “anmaya da” utanıyorum! ..

Her şeyi unut ve sadece “şu ses” kalsın kulaklarında;

Defooooooooooooooooooool! ....

Avuçlarına Bırakırsam Kalbimi Ruhun Yok Olur

495m98apwxdih33xp3  
Zamanın bir yerinde hiç bitmemesi dileği ile başladı her şey.
Her şeyin bittiği gibi aşkta bitiyordu günün bir vaktinde.

Bitmesin istedi, gitmemesini diledi,

Yollar ikiye ayrılmasın dedi…

Bir gün…

 495m98apwxdih33xp3

Düştü yağmur gökten, yağmurun hasretiyle yanan toprağa.

O karmakarışık, gürültülü sesler bir anda sessizliğe teslim oldu.

Sadece toprakla yağmurun sesi vardı. Buluşmalarının sessiz ahengi…

Bir daha düştü yağmur. Sessizliğin sesi etrafta yankılandı. Sessizlik…

495m98apwxdih33xp3 

Tek sesleri sessizlikti…

Yarenine kavuşan toprak sevincinden şaha kalktı. Havalandı bekleyemedi yerde…

Yükseldi yağmuru ile bütünlendi. Bütünleştikçe yağmuru ile özleminin sessizliği daha da büyüdü.

Sessizlik. Usul, usul akıyordu yağmur toprağına.

Ve geldiği gibi gitti. Gürültüler arasında bıraktı yağmur toprağını.

 495m98apwxdih33xp3

‘Bir varmış, bir yokmuş masallar neden böyle sessiz yaşanır’ dedi, gitti…

‘Doyamadım’ dedi, gitti…

Herkes yanlış biliyor ‘ toprağı ile bütünleşen yağmurun kokusunu herkes toprağın kokusu’ sanıyor…

495m98apwxdih33xp3 

Herkes yanlış biliyor tıpkı benim aşkı yanlış bildiğim, masalları bilmediğim gibi…

Sabahlar ayrılık için nöbette…

Avuçlarına bırakırsam kalbimi ruhun yok olur…

495m98apwxdih33xp3

İşte O Zaman Ağlayacaksın

Benden ayrilip tek basina kalinca,

Acilarin,dertlerin cogalinca,

Sende beni birgün anlayacaksin,

Iste o zaman AGLAYACAKSIN.

Eski albümlerde beni arayacaksin,

Sararmis bir resimde olacak,

Gözlerin yasla dolu dolu bakacaksin,

Iste o zaman AGLAYACAKSIN

Her gece yarisi titreyerek uyanacaksin,

Yaptiklarin aklina gelecek,

Neler yaptigini anlayacaksin,

Iste o zaman AGLAYACAKSIN

Gün gelir oturursun nikah masasina,

Mutluluk hayaliyle atsanda imza,

Beyazlar icinde yapacagin o ilk dansda,

Ben gelecegim aklina iste o zaman AGLAYACAKSIN.

UNUTMAZ UNUTAMAZ BANA VERDIGI YEMINLER

sokak sokak dolasirken ararim gözlerini

her gözlere bakarken kurarim hayalini

adim adim yürürkün rastlarim izlerine

sorarim herkeze sevdigim nerede

UNUTMAZ UNUTAMAZ BANA VERDIGI YEMINLER

BANA BUNU YAPAMAZ HADI CEK GIT DÖNME GERI

HANI BANA DERDINYA BENI COK SEVDIGINI

KENDINE IYI BAK USULCA CEKILIRIM GERI:::

Ama Gidemezsin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gitarcının Aşkı

Sabah erkenden gitarını alıp evden çıktı...posta kutusu boştu gene. Yoo, hayır. Beyaz birşeyler vardı. Kalbi hızla

çarparken, kutuyu açıverdi.Elektrik faturası gelmişti...hem de herzamankinden "hoş" bir miktarda...Başka birşey olmadığını bildiği halde, gene kutunun içine bakti..

Dışarısı, ne soğuk ne de sıcak...kapalı bir havaydı.Yağmur yağmaması için dua etti...şemsiye evde kalmıştı ne de olsa...Karşıya geçmek için trafik lambalarının yanında durdu...önünden son sürat geçen araba, bütün çamuru sıçrattı...en sevdiği siyah pardesüsü de batmıştı...karşıya geçti.Karnı açtı...Her pazar sabahı uğradığı cafe'ye gitti..."tadilat nedeniyle kapalıyız" yazısını okurken, gülümsedi...aklına mezar taşına yazılabilecek bir şey geldi "Tadilat nedeniyle oldu...açlıktan"...neyse dedi kendi kendine" o kadar da aç değildim"...sonra bi yerlerde yerim diye düşünerek yürümeye başladı.

Derken yanından geçen bir grup çocuk, ona sertçe çarptı. Yere yığıldı.Karşısında, evin balkonunda oturan bir grup genç kız, gülüyorlardı...ona gülüyorlardı...Ayağa kalkarken, cebindeki bozuklukların düştüğünü farketti. Herbiri ayrı bir yöne yuvarlanıyor...çatlaklardan, deliklerden düşüp kayboluyordu.Parası da gitmişti.Bi gitarı, bi de canı vardı...Yemek yiyecek,eve gidecek parası kalmamıştı...yorgundu. Mektup yazmayan, arayıp sormayan, çok sevdiği o kızla bir zamanlar gittikleri parkı hatırladı...orada küçük çocuklar bileklik, kolye gibi hediyelik eşya satarlar...müzisyenler maharetlerini gösterir, para kazanır,kızlara hava atarlardı...Parktaki o eski nese kalmamıştı.Yolun kenarına geçti. Elindeki gitar çantasını yere koydu. Gitarını çıkarıp, o "en" hüzünlü besteyi çaldı...sonra, o kıza bestelediği parçayı...ve bir başkasını...ve bir başkasını...çaldı...çaldı. Kulağına gelen takırtı sesleriyle kafasını kaldırdı. Gitar çantasına para dolmaya başlamıştı. Sonra, neşeli bir parça çaldı...para geldikçe,şarkılar daha bir hareketli, daha bir neşeli oluyordu...Güneş batmaya başladı... İleride zabıtalar göründü...daha fazla kalamazdı orada.Gitarı çantaya koydu ve kalktı...eve gidecek, yemek yiyecek parası vardı... belki kirayı hala veremeyecekti, bu ay...ama, hiç değilse düşürdüğünü karşılıyordu bu miktar...

Derken yağmur başladı...Eve daha çok var, diye geçirdi içinden. Ne zordu hayat!Yağmur altında yürümeyi severdi...ama yalnızken değil.Yalnızken,daha bi ağır yağıyordu sanki yağmur...Daha bir soğuk... Eve vardığında, kuşu öterek karşılamadı onu...sessizlik dolu ev, o an ürpertti...kafesin yanına gittiğinde, minik kuşu kafesin tabanında yatıyordu hiç kıpırdamadan...öylece..."ölüm" dedi..."sürprizleri seviyor" Islak giysilerini çıkardı...kuş gibi o da ölecekti, bu sefil hayatta.

Gitar çantasını açtı, kalan bozuklukları almak için. Arada beyaz bir kağıt gördü...Açar açmaz, yazı tanıdık geldi...o beyaz ellerin yazdığı notu okurken, önce heyecanlandı, sonra üzüldü...

Notta: Demek hala bizim parçamızı çalıyorsun...ve yine çok hüzünlü bir şekilde. Beraber aldığımız kuşları hatırlıyor musun? Bendeki bu sabah öldü...ayrılığa dayanamadı herhalde...ama, biz insaniz, dayanabiliriz degilmi? Yarın gidiyorum bu şehirden...kendine iyi bak...hoşçakal! Anladı o an, işlediği hatayı...ne kadar da bencil olmuştu bugüne kadar. O bu şehirdeydi...ve hiç aramamıştı...o arar diye. Şimdi aynı şehirde bile olmayacaklardı. Gün batışını aynı anda izleyemeyecek, aynı ortamda aynı havayı solumayacaklardı...ama, o da affetmezdi ki...yoksa eder miydi?Dal rüzgarı affeder, ama kırılmıştır bir kere, diye geçirdi içinden...Kapı çaldı...ne de çok istedi o an için, kapıdakinin o olmasını...Bu nedenle açmadı kapıyı...o umudu taşımak istedi hep içinde...sonra uykuya daldı...uyanmamak üzere...

Bir Bardak Limota ve Aşk Hikayesi

Indiana ın ıssız yollarından birinde ilerlerken, Taze Limonata levhasını görünce direksiyonu o yöne kırdım. Benzin istasyonu ve bir market beklerken karşıma bir ev çıktı. Ve randada yaşlı bir adam oturuyordu.

Arabamdan indim. Etrafta başka kimse yoktu.Bana bir bardak limonata ve bir sandalye uzattı. Etrafta huzur vardı.

Gökyüzü, mısır tarlaları ve güneş.

Havalardan ve yolculuğumdan söz ettik. Ailem olup olmadığını sordu. Daha yeni evlendiğimi ve çocuklarımın olmasını çok istediğimi söyledim. Aile kavramının hala önemini koruduğunu görmek onu sevindirdi. Sonra bana kendi hayatını anlatmaya başladı.

Bunu sizinle paylaşmak istiyorum, çünkü anlattıklarını bende asla unutmayacağım.

Aile çok özel bir kurumdur. Karın, çocukların ve kendine ait bir ev. Doğru şeyi yapmanın huzurunu duyarsın içinde. Senin yaşındaki halimi hatırlıyorum. diye başladı sözlerine.

Evlenmek gibi bir şansım olabileceğini düşünmemiştim. Öyle mükemmel bir ailem yoktu. Ama azimliydim. Annesi ve babası beni çok sevdiler ve bana karşı çok iyi niyetli davandılar. Yinede zor geliyordu. Geceleri yatağa uzanır ve düşünürdüm: Boşanma riskini göze alabilecek miydim? Bir karım, bir ailemmi olacak? Neden? Çocuklarımı boşanma riskiyle karşı karlıya bırakamayacağımdan emindim. Gençliğe adım atınca yeni duygular deneyimlemeye başladım. Aşka filanda inanmazdım. Delice . sevdaya tutulmaktan öte bir şey olmadığını düşünürdüm. Bir arkadaşım vardı. Beni çarptığında orta sondaydım. Birbirimize karşı neler hissettiğimizi söylemekten kaçınıyorduk. Sadece sohbet ediyorduk. Benim en yakın arkadaşım olmuştu. Lisede birbirimizden ayrılmaz olmuştuk.

Ailesiyle sorunları vardı. Ona yardımcı olmaya çalışıyordum. Ona göz kulak olmak için elimden ne geliyorsa yaptım.

Akıllı vegüzel bir kızdı. Bütün erkekler onunla olmak istiyordu. Madem bu seninle benim aramızda diye ekledi, Ben onunla olmak istemiştim.

Bir kere çıkmayı denedik, her şey çığırından çıktı ve dokuz ay konuşmadık. Derken bir gün okulda cesaretimi yopladım ve ona mesaj yolladım. O da yanıt verdi ve yeniden başladık. Sonra o üniversiteye gitti.

Yaşlı adam kalktı ve bir bardak limonata daha getirdi.

Babası Minnesotada yaşıyordu. Okumaya onun yanına gitti. Benim hedefim bezybol oynamaktı. Okuldan okula geziyordum. Sonunda ben de Minnesotada bir okula kabul edildim. Son derece ironikti. Ona müjdeyi verdiğimde ağlamıştı.

Çıkmaya başladık. Onu ilk defa benim odamda öptüğüm günü hatırlıyorum. Kalbi hızla çarpıyordu. Reddedileceğim korkusuna kapılmıştım. İlişkimiz gittikçe gelişti. Üniversiteden sonra bezybol oynamaya devam ettim. Ve hayatımın kadınıyla evlendim.

Kilisede mihraba doğru ilerleyeceğim hiç aklıma gelmemişti.

Çocuklarınız oldu mu? diye sordum.

Dört tane dedi gülerek. Onları okuttuk ve ve elimizden geldiğince hayatı öğrenmelerine yardımcı olduk. Şimdi hepsinin kendi çocukları oldu. Kucaklarında çocuklarını görmek bana gurur veriyor. Hayatın her şeye rağmen yaşamaya dediğini düşünüyorum.

Çocuklar evden çıktıktan sonra karımla birlikte seyahatlere çıkmaya başladık. Elele tutşup her yeri geziyorduk . İşin güzelliği burada zaten. Yıllar geçtikce ona karşı sevgim iyice büyümüştü. Kavga etmediğimizi söyleyemem, ama aşkımız gittikce derinleşiyordu.

Karıma olan sevgimi kelimelerle ifade etmem çok zor dedi başını sallayarak. Bu sevgi bizi hiç yanlız bırakmadı.

Hiç ölmedi. Gittişkce kuvvetlendi. Yaşamım boyunca çok hata yaptım, ama onunla evlendiğim için asla pişman olmadım.

Tanrı hayatın zaman zaman ne kadar zor olduğunu biliyor dedi gözlerime bakarak. Bugünün dünyasını anlayamayacak kadar yaşlı olabilirim. Ama geçmişe baktığımda emin olduğum bir şey var: Bu dünyada sevgi kadar güçlü bşir duygu yok. Ne para, ne hırs, ne nefret, ne de şehvet. de edemez. Şairler ve . yazarlar deniyorlar. Onlar da ifade edemezler, çünkü herkese göre değişir. Ben karımı çok seviyorum. Görüyorsun. Ölünce yan yana mezarlara yatacağız, ama bu sevgi dünya yok olana kadar devam edecek.

Boş gözlerime baktı. Seni çok tuttum, evlat dedi ve özür diledi. Umarım limonatayı beğendin. Yolda giderken, karına ve çocuklarına ve sahip olduğun herşeyi çok sevmen gerektiini düşün. Sevmelisin, çünkü bunları ne zaman kaybedeceğini bilemezmisin.

Arabama doğru yürürken söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu önemli düşündüm. Karısını yıllar önce kaybettiğini ve onu hala aynı şehvetle sevdiğini düşündüğüm bu yaşlı adam beni çok etkilemişti. Onun ne kadar yanlız olduğunu düşündükçe içimi bir acı kapladı. Limonata ve ara sıra gelen ziyaretciler dışında kimsesi yoktu.

Yola yeniden koyuldum, ama yaşlı adamı aklımdan çıkaramıyordum. Birden limonata parasını vermediğim aklıma geldi.

Geri dödüm. eve yaklaşınca uzaktan bir araba gördüm. Birinin daha orda durması ben şaşırttı. Verendaya doğru ilerledim. Yaşlı adam ortalıkta . görünmüyordu. Tam parayı sandalyenin üzerine koymak üzereyken gözüm pencereden içeriye ilişti.Yaşlı adam odanın tam ortasında karısıyla dans ediyordu. Sonunda anlamıştım. Karısını kaybetmemişti. Sadece öğleden sonrayı yanlız geçirmişlerdi. Bu olayın üzerine yıllar geçti. Ben hala o yaşlı adamı ve karısın düşünürüm. Onlar gibi bir yaşantım olsun isterim. Bende onun gibi çocuklarıma ve torunlarıma sevgi bırakmak isterim. Bende karımla dans eden bir büyükbaba olmak isterim. Hiç bir şeyin sevgiden daha yüce olamdığına inanmak isterim.

Justin R. Haskin

GEÇ DÖNEN SEVGİLİ

Beş yıl olmuştu beraberlikleri başlayalı, Atilla çok yakışıklı, Büşra ise çok güzeldi çok uyumlulardı birbirlerine çok mutlu ve örnek bir aşkları vardı kimseyi umursamadan aşklarının tadını çıkartıyorlar ve sevgilerinin karşısında kimse duramıyordu kendi aralarında sözlenmişlerdi büyük bir aşktı bu. Bir gün yanlış bi anlaşılma yüzünden Atilla ile Büşra kavga ettiler ve Büşra Atilla'yı yüz üstü bırakıp ayrıldı ondan aynı mahallede oturuyorlar ve evleri karşılıklıydı Atilla ne yaptıysa olmadı bir türlü Büşra'nın geri dönmesini sağlayamadı ve uzun süre ayrı kalmışlardı Atilla artık eskisi gibi gülemiyor ve eğlenemiyordu Büşra ise Atilla'yı dışarıda gördüğünde suratına bile bakmıyordu.

Bir gün Atilla arkadaşlarıyla bir çay bahçesinde buluşup erkek erkeğe muhabbete dalmıştı birden çay bahçesine giren bir çift Atilla'nın dikkatini çekmişti, birde dönüp bakınca o erkeğin sarıldığı kızın Büşra olduğunu görmüştü ve o an donmuş kalmıştı Büşra Atilla'yı görmüş ama görmezlikten gelmiş Atilla o günden sonra kimselerle konuşmaz olup susmuştu. Artık ne camdan Büşraya bakıyor nede dışarı çıkıyordu artık hayata küsmüştü ve bir gün, Atilla bir çocukla Büşraya bi şiir yollamış Büşra şiiri alıp okumaya başlamış...

-Bir sabah sen uyurken, bir çığlık kopacak

Bu çığlık seni ve herkesi uyandıracak

Kalkıp nereden geliyor diye bakacaksın

Baktığında bizim evden geldiğini anlayacaksın

Sen daha şaşkınlığını atamadığın bir anda

Bir sela sesi çınlayacak bu şehrin sokaklarında

Tüm insanlar toplanacak birden oraya

Benim öldüğümü söyleyecekler sana

İnanmak istemeyeceksin onlara

Sonra koşup geleceksin bizim eve

Sarmışlar beni beyaz bir çarşafa

Bir hoca, dua edecek baş ucumda

Derken tabuta koymak isteyecekler beni

Vermemek için tutacaksın beyaz kefenimi

Yalvaran gözle bakacaksın onlara

Dokunmayın diyeceksin ne olur dokunmayın ona

Ben koyarım onu tabutuna

Ellerin varmayacak beni tabuta koymaya

Mecbur olduğunu anlayacaksın bir anda

Koyacaksın beni o uzun sandığa

Ve dönüp onlara beni sevdiğini söyleyeceksin

Sonra dönüp bana

İnan bu sözüm yalan değil diyeceksin

Sarılıp tabutuma bir off... çekeceksin

İşte o an benim aylarca çektiğimi

Sen bir anda çekeceksin

Geçte olsa hatanı anlayacaksın

Bir an yaşlı gözlerle bana bakacaksın

Bak sana döndüm diye yalvaracaksın...

Mecburen seni seveni..

Beyaz kefeninde bırakacaksın

Ve o günden sonra insanların dilinde

Geç dönen sevgili olarak anılacaksın"

Büşra şiiri tam bitirmiştiki birden bire Atilla'ın evinden bir çığlık koptu ve Büşra koşturdu o çığlığa ve Atilla'nın tavanda bir urganla asılı olduğunu gördü ve Büşra şiirin aynısını yaşadı. Bu olaydan sonra Büşra`yı ve Atilla'yı tanıyan kişilerin dilinde "GEÇ DÖNEN SEVGİLİ" diye anıldı...

Şiir
Zirve1 en iyi Türk Siteleri
Zirve1 en iyi Türk Siteleri

Zirve100
Toplist